Tarih 29 Eylül 2008, 12:26. Yazan yokohama-456.
Etiket:
fifa oyna
![]() Fifa Champion's Oyunu Oyunlar |
![]() Süper FreeKick Oyunu Oyunlar |
Tarih 09 Eylül 2008, 13:47. Yazan yokohama-456.
Etiket:
Powered Games'in oyunlarını Total Annihilation zamanından beri merakla
beklerim. Space Siege'i de sırf bu yüzünden ve geçmişte oynadığım
Dungeon Siege serisini çok sevmemden dolayı çok merak ederek ve
sabırsızlıkla bekliyordum. Chris Taylor, oyun çıkmadan yaptığı her
röportajda oyunun uzayda geçen Dungeon Siege olacağından ve en az onda
olduğu gibi özgür bir oynanışa sahip olacağından söz ediyordu. Oyun
geçtiğimiz günlerde piyasaya sürüldü ancak bu oyun beklediğimize değdi
mi (gerçi demosunu oynadığımda hayal kırıklığına uğramıştım ancak bu
kadar da kötü bir oyun beklemiyordum)? Cevabı hemen vermek istemezdim
ancak ne yazık ki bu oyun Dungeon Siege'ın yanından bile geçemez,
oynanışı dışında Dungeon Siege ile ortak bir yanı bulunmuyor maalesef.
Oynanışın da bu oyuna ne kadar uygun olduğunu yazının ilerleyen
kısımlarında görecekseniz. En iyisi oyunun hikayesini anlatarak yazıya
bir giriş yapayım.
Tüm oyun uzayda koloni kurmak için görev
yapan Armstrong adlı bir uzay gemisi üzerinde geçiyor. Oyun başlamadan
Dünya'yı yok eden Kerak adlı yaratık ırkı daha sonra sizin uzay
geminize de saldırıyor ve oyun başlıyor. Oyunda Seth Walker adlı
sibernetik mühendisini yönetiyorsunuz. Oyun boyunca karakterinizi
geliştirmeli, geminizi işgal eden bu yaratıkları geminizinden
uzaklaştırmalı ve gemide yaşayan tüm insanları bir araya
toplamalısınız. Tabii gemiyi yöneten yapay zekayı da unutmamanız
gerekiyor. Peki bu söylediklerimi yapmak o kadar kolay mı? Oyunun
oynanışına bir göz atmak sanırım yararlı olacaktır.
Uzayda Geçen Dungeon Siege'e Ne Denir? Shadowgrounds!
Space
Siege oynanış olarak Dungeon Siege'e oldukça benziyor. Buna aslında iyi
bir durum gibi bakmak isterdim ancak işin içine uzak menzilli silahlar
girince ne yazık ki bakamıyorum. W, A, S, D tuşları ile kamerayı
ayarlarken, fare ile de karakterinizi yönetiyorsunuz. Bu zaman zaman
çok can sıkıcı olabiliyor, yaratıklar sürü ile üzerinize saldırırken
fare ile hem ateş edip hem de karakterinizi yönetmek oldukça zor
oluyor. "Tab" sistemi ile yakın ve uzak menzilli silahları kolayca
değiştirebiliyorsunuz ("Magblade" isimli ışın bıçağınız fazlasıyla
Halo'dan fırlamışa benziyor, görünce ne demek istediğimi
anlayacaksınız). Keşke kontrol sistemi Alien Shooter ve Shadowgrounds
gibi olsaydı da W, A, S, D ile karakterimizi yönetip fare ile de ateş
etseydik. Ancak yapımcı Dungeon Siege'ın ruhunu korumak istemiş (keşke
oyunun diğer yerlerinde de korusaymış). Oyunumuz aksiyon-RPG olarak
adlandırılıyor ancak RPG öğelerini bu oyunda bulmak oldukça zor, zira
oyun sırf aksiyon. Hatta oyunda seviye atlama bile bulunmuyor, ana
görevleri yaptıkça yetenek puanları veriliyor ve bunları yetenek
ağacından karakterinizin bazı özelliklerini geliştirmek için
kullanıyorsunuz. Karakterinizin bazı özel güçleri de bulunuyor, bunları
ise klavyenin numara tuşları ile kullanabiliyorsunuz (ekranda mavi
gösterge ile gösteriliyor ve yaratıkları öldürdükçe doluyor) ve yeni
özel güçleri ise uzay gemisinin çeşitli yerlerinden bulabiliyorsunuz.
Space Siege'de envanter sistemi bulunmuyor, yaratıklardan ve patlayan
şeylerden genellikle aynı eşyalar düşüyor. Bu eşyalar sağlık çantaları
ve karakterinizi geliştirebileceğiniz parçalardan (Upgrade parts)
oluşuyor. "Z" tuşuna basılı tutarak bu eşyaları hemen kendize
çekebiliyorsunuz, yani teker teker toplamanıza gerek yok. Space
Siege'ın bölümlerinde kayıt yapmanızı sağlayan sizleri iyileştiren,
karakterinizin silahını, zırhını, robotunuzun (robottan ilerde
bahsedeceğim) özelliklerini geliştirmenizi sağlayan ve el bombası,
mayın, sağlık paketleri üretmenize olanak veren odalar bulunuyor. Bu
odalarda topladığınız bu parçaları kullanarak yukarda bahsettiklerimi
yapabiliyorsunuz.Oyunda biraz ilerleyince HR-V adına sahip bir robota rastlıyorsunuz ve
o size oyunun sonuna kadar eşlik ediyor. Unutmadan belirteyim oyun
boyunca uzay gemisinde karakteriniz için bazı mekanik parçalar
(Cybergenetics) da buluyorsunuz, eğer bunları karakterinize monte
ederseniz insanlığınız önemli ölçüde azalıyor ve oyunun gidişatı da bir
bakıma değişiyor. Eğer çok fazla mekanik hale gelirseniz oldukça
güçleniyorsunuz ancak insanı duygularınız köreliyor ve acımasız
oluyorsunuz. Eğer oyunu iyi olarak bitirmek istiyorsanız bu mekanik
parçaları es geçin ve robotunuzu güçlendirmeye bakın. Space Siege'in
görev sistemi de oldukça ilginç, oyunda ana görevler ve yan görevler
bulunuyor. Ancak bu görevler oldukça çizgisel olarak ilerliyor, zaten
görevleri sizin alma şansınız bulunmuyor (RPG diye lanse edilen oyunda
karakterlerle konuşmak bile yok) oyunda ilerledikçe otomatik olarak
size bu görevler veriliyor. Yan görevler ise oldukça komik; genellikle
bu görevler kendinizi geliştirmek için bir mekanik parça bulmak veya
robotunuzun için bir silah bulmak ile sınırlı ve haritada yerleri
işaretlendiği için bunları da kolayca bulabiliyorsunuz. Yaratıkların
yapay zekasından bahsetmek bile istemiyorum çünkü yazı gereksiz yere
uzayacak, kötü diyerekten geçiştiriyorum. Oyun çoklu oyuncu
seçeneklerine de sahip; LAN üzerinden ve GPGnet üzerinden
oynayabiliyorsunuz. Çoklu oyuncu haritası aynı Dungeon Siege'de olduğu
gibi oyunun tek kişilik haritasından farklı olarak olarak hazırlanmış.
Bu haritada arkadaşlarınızla yan yana oynayabilirsiniz ancak oyunu çok
fazla insan oynamıyor, sunucuların çoğu ben oynadığım sırada boştu.
Aksiyon-RPG Oyunlarında Grafik Aramam, Ancak...
Space Siege'in grafikleri de oyunun diğer kısımları gibi ortalamanın
altında kalıyor. Oyunun oynanışı ve hikayesi vasat, bari grafikleri iyi
olsaydı diye demeden de geçemiyor insan. Space Siege oldukça
geliştirilmiş olan Dungeon Siege'in grafik motoru ile karşımıza
çıkıyor. Karakter ve yaratık modellemeleri her ne kadar göze hoş gelse
de oyunun geçtiği ortamlar göze oldukça sıradan geliyor. Oyun genel
olarak koridorlarda geçiyor ve koridorların kaplamalarında da
genellikle aynı dokular kullanılmış. Siz her ne kadar oyunda
ilerleseniz de hep aynı yerlerde dolaşıyormuşsunuz izlemini veriyor.
Patlamalar ve parçalanma efektlerine ise oyunun en beğendiğim yanı
diyebilirim. Parçalanma efekti gerçekten de mükemmel yapılmış.
nVidia'nın PhysX fizik motoruna destek veren oyunda herşey
parçalanabiliyor ve havaya uçabiliyor. Zaten firma bunu göstermek için
oyunun her yerine içinde yakıt bulunan variller yerleştirmiş (ancak
oyunda bulunan her varil ve eşya sanki ağırlıkları yokmuşçasına çok
rahat itilip kalkılabiliyor, bu çok saçma olmuş). Hatta oyunun bir
yerinde bir karakter bana �herşeyi patlatma bize bunların yardımı
dokunabilir� demişti, bizim karakter ise ona "bu benim şuçum değil, her
yerde patlayıcı var diye" cevap vermişti. Bunu dedim çünkü bana garip
bir ironi olarak gelmişti ve oldukça gülmüştüm, sizlerle paylaşmak
istedim. Oyun, en azından fazla sistem istemiyor bunu bir artı olarak
oyunun puanına yazabiliriz. 3 yıllık bilgisayarlarınızda bile birkaç
gereksiz efekti kısarak oyunu rahatlıkla oynayabilirsiniz.
Ses müzikler konusunda ise oyun yine çuvallıyor, hadi sesler bir yere
kadar kulağa hoş gelse de müzikler gerçekten de kötü. Karakterlerin
seslendirmeleri ortama uyum sağlamıyor ve sizleri atmosfere sokmuyor.
Ses efektleri ise genellikle vasatın biraz üstündeler. Müzikler ise
ortama göre değişse de genellikle savaşırken duyuyorsunuz ve onlar da
ilgi çekici değiller. Supreme Commander ve Dungeon Siege'ın müziklerini
çok ama çok aradım ama nerede? Belki ben Space Siege'den çok fazla şey bekledim (Dungeon Siege gibi
bir oyun beklemek fazla mı sizce?), belki de yapımcı gerçekten de oyun
için sıkı çalışmamış. Ama benim fikrimin doğru olduğu konusunda oldukça
ısrarlıyım, çünkü Gas Powered Games bizleri Dungeon Siege ve Supreme
Commander gibi mükemmel oyunlarla tanıştırdı, bu oyunda ise birşeylerin
eksik kaldığı açıkça gözüküyor. Taş çatlasa 10 saat süren, hikayesi
klişe olan, oynanışı zevkli olmayan, çoklu oyuncu modları da oldukça
sıradan olan bu oyunu bir haftasonu kaçamağı yapmak için satın
alabilirsiniz, aksi takdirde bu bol oyunlu günlerde RPG türüne yeni
girecek olan insanlar hariç kimseye tavsiye etmiyorum. Eğer ısrarla bu
tür oyunları oynamak istiyorsanız ilk önce Alien Shooter ve
Shadowgrounds serisini tavsiye ederim, emin olun daha çok eğlenirsiniz.
Oyun oynayacağım diye kendi hayatınızı unutmayın. Herkese iyi oyunlar.
Tarih 04 Mart 2007, 04:53. Yazan yokohama-456.
Etiket:
yaygınlaşmış bir Türkçe karşılık maalesef bulunmuyor. Bu oyun türü
tanımlamasını "Birinci Bakıştan Vuruş" olarak kabaca çevirmek mümkün.
Ancak bugüne kadar yapılmış oyunların bu birinci bakışı ne
karşıladıkları şu sıralar tam bir muamma. Zira Faith takma isimli
koşucu-katil-kahraman kırması yeni güzelimiz bakış açımızı değiştirmeye
hazırlanıyor.
Devrimsel oyunların ortaya çıkışı -kişisel fikrime
göre- 2000'li yılların başında son buldu. Oyun oynamak küçük bir
zümreye ait saf eğlence iken işte tam bu yıllarda bir sektöre
dönüştü. Ve devamında gelen tek şey görsel üstünlük üzerine pazarlama
soslarıydı. Oyun sektörü bu denli hızlı büyüyünce seri üretim tarzında,
birbirlerinin aynısı olan, yaratıcılıktan yoksun bir çok berbat yapımla
karşı karşıya kaldık. Sony ile Microsoft rekabeti olmasa, konsollardan
edilen zararlar pazara hakimiyet adına görmezden gelinmese belki de
bugün hala bu çöküşün içinde olabilirdik. Ancak durum tahmin edeceğiniz
üzere özellikle son birkaç yıldır fazla vahim değil. Arşimizin en güzel
yerlerini hakeden birçok yapım işte bu dev firmaların �bana göre-
rekabetinin bir sonucu.

İlk
Half-Life oyunu ile karşı karşıya kalmadan önce çıkan haberlerde salya
mekanizmamın kontrol dışı kaldığını hatırlıyorum (abartılmayı
hakediyor). Mirror's Edge'in aynı etkiyi sahip olduğunu söylemem güç
fakat sanki yeni bir tiryakiliğin başladığını hissediyor gibiyim. Belki
yukarıda bahsettiğim pazarlama güzellerinden biriyle karşı karşıya
kalabiliriz ama DICE umut ediyorum bizi yanıltmayacak, umut ediyorum
arşivlik bir oyun bizlere sunacak.
Gerçek Birinci Bakış
Gerçek
birinci bakış oyunun en büyük sözü. Bugüne kadar gördüğümüz birinci
bakışlardan farklı olarak ellerin ve ayakların fazlasıyla
kullanıldığını, çevreyle fiziksel etkileşimin maksimum boyutlarda
olduğunu izlediğimiz videolar bize gösterdi. DICE'nin amaçladığı şey
gerçekte görünen açıyı yakalayabilmek. Dark Messiah of Might &
Magic ile bu görünen açıya kısmen yaklaşmıştık. Ama yapımcının tek
derdi bu değil. Mirror's Edge ile oyuncuyu klasik "shooter" kavramının
dışına çıkararak kaçmak ya da tekme tokat dövüşmek zorunda bırakmak
amaçlanıyor. Bunun için bir atlet ya da koşucu diyebileceğimiz Faith
isimli bir karakteri kontrol ediyoruz ki oyunun yapısına gayet uygun.
Bu
hızlı kaçamak yapının içinde odaklanma zorluğu şüphesiz akla gelen ilk
sıkıntı. Hangi kapıdan girilecek, nereye zıplanacak gibi soruları aşmak
için lineer bir yol çizilmesi uygun görülmüş. Oyun şu ana kadar
anladığımız kadarıyla, özgürce atletik hareketler yaparak oyuncuyu
salıvermek yerine belirlenmiş bir yoldan hedefe/çıkışa ilerletebilmek
amacı güdüyor. Bu tıpkı Matrix filmlerinde operatörün Neo'yu
yönlendirmesine benzemiş. İşte bu belirli yol kırmızı objeler ile
döşenmiş. Böylece hem yolu bulamayarak oyunun hızının kesilmesine engel
olunmuş hem de odaklanma zorluğunun üstesinden gelinmiş. Ki bu kırmızı
yolları yapımcı "Runner Vision" olarak anıyor. Su boruları, rampalar,
girilmesi gereken kapılar gibi nesneler tabir-i caizse oyuncunun gözüne
sokulmuş. Ancak yapımcı bu belirlenmiş yolların her zaman en iyi yol
olmadığının da altını çiziyor. Bir nevi kısmi özgürlüğe sahip
olabileceksiniz demek istiyorlar. Ayrıca bu rehberlik sisteminin
kapatılabileceği de gelen bilgiler arasında.
Ayrıca yol
seçimleri arasında oyuncunun küçük bulmacalar içine sokulması da
hedeflenmiş. Şöyle anlatabiliriz: "Bu kırmızılardan hangisi doğru yol?"
ya da "Neden kırmızı yol yok?" soruları ile bir gökdelenin çatısından
atlarken karşı karşıya kalabiliriz. Bu seçim anına yardımcı olması
açısından bullet time benzeri bir sistem kullanılmış. Uçarken görüntüyü yavaşlatıp doğru yolu seçmek için süre kazanmak mümkün hale getirilecekmiş.Oyundaki combat sistemi yine kendi türdeşlerinden farklılık gösteriyor.
Oyunun yapımcısı Owen O'Brien şu sözler ile combat sistemini anlatmış: "Bu bir aksiyon macera oyunu. Biz bir shooter yapmayı hedeflemiyoruz. Odaklandığımız şey silah değil, insan."
Yukarıda uzun uzun bahsettiğimiz, videolardan yaptığımız çıkarımları
böylece yapımcı bizler için özetlemiş oluyor; kaçmak ya da
becerebiliyorsak yumruk yumruğa dövüşmek bizim asıl amacımız. Silahları
kullanarak düşmanları saf dışı etmek mümkün olabilir ancak bunun çok
sınırlı düzeyde olması düşünülmüş. Ayrıca fiziken silah taşımanın çekik
gözlü güzelimizi yavaşlatabileceği varsayımını yapabiliriz. Elimizde
pompalı varken takdir edersiniz ki bir pencere pervazına tutunmak pek
mümkün değil. Biz faniler için mümkün değil, bilmiyorum Faith yapabilir
mi...
Faith'den söz açılmışken bu güzel kızımızı biraz
inceleyelim. Sağ gözündeki simgenin oyunun logosu olduğunu hemen
farkedip kendimizle gurur duyabiliriz. Bu logolu güzel bir kaçak, bir
şüpheli. Hükümeti protesto eden ailesi bir gün sokakta katledilir ve
kızımız olayın üzerine gitmeye başlar. Asıl amacı kız kardeşini
kurtarmaktır, ama bunu yaparken totaliter hükümeti de düşürmeye,
ipliğini meydana çıkarmaya çalışır. Oyundaki yön göstericimiz,
operatörümüzün ismi ise Mercury. Birbirleriyle sürekli iletişim
halindeler (Neo-Tank olayı, Matrix) ancak polis güçleri onları
dinlemekte. Böylece zıpladığımız her çatıda polisler ile karşılaşmamız
bir gerçekliğe bağlanmış.
Dünyanın en temiz şehri
Oyunla
ilgili görsel materyaller elimize ulaşmaya başladığında dikkatimi çeken
ilk şey muhteşem ışıklandırma ve sanat yönetmeninin muazzam bir iş
çıkardığıydı. Oyun biraz "olağanüstü" bir şehre kurulmuş: gayet temiz
çevre, düşük suç oranları, sade mimari... Totaliter rejimin baskıcı
unsurlarından olsa gerek. Oyun evreninin renk tonlamalarında beyaz,
kırmızı ve bazı yerlerde turuncu/yeşil sıkça kullanılmış. Oyunun grafik
motoru Unreal Engine 3�ün ışıklandırmalar üzerinde birazcık
geliştirilmiş hali. Ve şu ana kadar gördüklerimiz görsel anlamda
mükemmel bir yapım olacağını ispatlıyor. Mirror's Edge'de sağlık ya da
cephanemizi gösterebilecek bir arayüz bulunmuyor. Yaralandığımızda
ekranımız grileşiyor, Call of Duty benzeri bir sisteme sahip.
Son dilekler...
Mirror's
Edge hiç şüphesiz bu sonbaharın en çok beklenen oyunlarından biri. Çoğu
kez yapımcıların büyük vaatlerinden sonra hayal kırıklığı yaşasakta,
hatta buna alışsakta, bu kez yüzümüzün güleceğini ve bu yıla damgasını
vuracak bir yapımla karşı karşıya kalmayı umut ediyoruz. Şu ana kadar
gördüklerimiz oyun dünyasında farklı bir akım başlatabilecek, devrimsel
bir oyun geldiğini müjdeliyor. Oyunun demosunu oynayabilen şanslı
insanlar bu devrimi onaylıyorlar. Umarım yanılmayız. Yaklaşık bir ay
sonra Faith ile çılgın atmak üzere, esen kalın.